|
ATATÜRK DİYOR Kİ: 
"Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetişerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri, çok iyi incelemek dikkatinden, bir an vazgeçmesin!"
BAĞIMSIZ CUMHURİYET PARTİSİ GENEL BAŞKANLIGINDAN 4.OLAGAN BUYUK KURULTAY DUYURUSU Bağımsız Cumhuriyet Partisi 4. olağan Büyük Kurultayı 19 Mayıs 2012 Cumartesi günü saat ; 09.30 da asağıdaki gündemle, BCP Genel Merkezi Mithatpaşa cad. No: 49/5 Kızılay/Ankara adresinde yapılacaktır. İlk toplantıda çoğunluk sağlanamaması durumunda,aynı gün saat; 10.30 da aynı gündemle ve aynı yerde çoğunluk aranmaksızın yapılacaktır. Bağımsız Cumhuriyet Partisi Orgüt,üye ve delegelerine duyurulur. Mümtaz Soysal Genel Başkan (İmza) Devamı GÜNDEM 1- Açılış 2-Başkanlık Divanı'nin Seçimi 3-Saygı duruşu ve İstiklal Marşı 4-Genel Başkanın konuşması 5-Program,tüzük ve Büyük Kurultay karar tasarıları komisyonlarının görevlendirilmesi 6-Genel Başkanlık,Parti Meclisi ve Merkez Disiplin Kurulu adaylık başvuruları ve aday önerilerinin alınması 7-Parti Meclisi ve Merkez Disiplin Kurulu çalışma raporları ve kesin hesap tasarısının okunması ve görüşülmesi 8-Parti Meclisi ve Merkez Disiplin Kurulunun aklanması 9-Büyük Kurultay karar tasarılarının görüşülmesi ve oylanması 10-Adayların tanıtımı 11-Seçimler 12-Dilek ve istekler 
ANAYASA DEĞİŞTİRME SIRA anayasa yapmaya ya da değiştirmeye gelip “kim yapacak” diye sorulunca yürürlükteki Anayasa’ya bakılır, o da “Meclis” der.Yazılacak metnin “toplum sözleşmesi” olması isteniyorsa, normal olarak, bu kadarı yeter. Peki, bizim toplumda niçin yetmez ve neden hep başka takviyeci, bazen de takıyyeci çareler aranır?Belki anayasa sorunları kamuoyunda etraflıca tartışılmadığı, bunlar parlamentoya eksik yansıdığı ve oradaki partiler yelpazesi toplumun durumunu tam yansıtmadığı için.Bu aralık her ülkede vardır biraz, ama bizdeki ara daha açıktır.Herhalde, nispi temsilin yokluğu ve yüzde on seçilme barajının olağanüstü yüksekliği yüzünden de sürer gider.Ayrıntılara girmeden, anayasacılık tarihimizin 27 Mayıs döneminde denenmiş bir yöntemden söz etmek ilginç olabilir. Seçimle kurucu meclis getirmenin hayal olduğu o ortamda demokrasi andı içen 27 Mayısçı subaylar, otoriter bir rejimde demokratik anayasa yapma sürecinin belirgin çelişkisini hafifletmek için, çeşitli meslek kuruluşlarınca kendi içlerinden seçilmiş üyelerin oluşturduğu bir Temsilciler Meclisi’ni de devreye sokmuşlardı.Tabii, bugünkü koşullar o yola gitmeyi zorunlu kılmıyor. Ama, değiştirme sürecine katılım çağrısı için nefes tüketmek ve hevessiz partileri bir arada tutmaya çabalamak yerine, yöntemi tartışacak yarı resmi bir danışma toplantısıyla başlamak daha doğru olurdu.Hayır, öyle yapılmadı ve AKP iktidarının ilk aylarından başlayarak “kendi iktidar döneminde yeni anayasa yapma” hırsı zihinleri öylesine bulandırmıştı ki, devlet aynı kimliğiyle dururken “yeni” sözü etmenin yanlışlığı düşünülmeksizin apar topar anayasa yapma konusuna geçildi.Hiç kuşkusuz, “yeni” sıfatı anlamsız bir şaşkınlık yaratmıştır. O kadar heyecana hiç gerek yoktu. Alt tarafı, 1982’deki yapılışından sonra özde 1995 değişiklikleriyle zorbalık niteliği büyük ölçüde giderilmiş bir metni, AKP’nin kendi getirdiği yanlış katkıları(!) da temizleyerek derleyip toparlamak yeterli olabilirdi. “Yeni” sözcüğüyle anayasa sorununun büyütülmesi, aslında Cumhuriyetin ana ilkelerini değiştirip başka türlü bir devlet kurma niyetinin dışa vurulmasından başka bir şey değil.Tehlike budur zaten ve mutlaka önlenmelidir.Önemli Not: Bir süredir yurdun çeşitli kentlerinde, başka adlarla birlikte adım da zikredilip iznim olmadan “katılımıyla” klişesi eklenerek “anayasa panelleri” düzenlenmekte ve insanlar yanıltılmaktadır. “Yeni anayasa” denen sürecin ilk toplantısında ısrar üzerine konuşup açıkladığım, sonraki toplantıların düzenleyicilerine hep bildirdiğim, çağırmış olan Meclis komisyonunda açıkça belirttiğim ve bu sütunda defalarca vurguladığım gibi, o sürece katıldığımı ima edercesine düzenlenmiş toplantılara katılmak istemediğimi saygılarımla bildiririm. Mümtaz Soysal ŞİPŞAK ANAYASA Yeni kuşaklar bilmez, 1940’ların İstanbul’unda “şipşakçı”lar vardı; caddede yürürken “enstantene” resminizi çeker, elinize bir kâğıt tutuştururlardı. Dükkâna gidip karta basılmışını alasınız diye. Kim almazdı ki? Yaşamınızın canlı anısı: Örneğin, babanızın elini tutmuş, İstiklal Caddesi’nde Galatasaray’ın kapısına doğru yürüyorsunuz. Anayasa değiştirmek, hele “yeni” denecek bir anayasa yapmak, şipşak çekilmiş bir toplum fotoğrafına bakılarak mı olur? N’oldu, ihtilal ya da darbeyle bir devlet yıkılıp yenisi mi kuruluyor? Durup dururken “sivil darbe” suçlayıcılarını haklı kılacak bir yanı yok mu bu davranışın? Üstelik, seçim sisteminin cilvesi olarak yüzde 30 oyla tek başına iktidara geçmiş bir partinin daha önce ısmarlanıp yazdırılmış bir taslağı 2007’de çekmeceden çıkarıp “anayasa” diye yürürlüğe sokmaya kalkması gibi bir girişim yaşanmışsa. O halde, akıllar başlara devşirilip bir anayasa metninin ancak ne zaman kimlerce yapılırsa “yeni” sayılacağı iyi düşünülmelidir. Aslında şimdi olan, değişik adlarla da olsa yaklaşık doksan yıl önce kurulmuş bir cumhuriyet devletinin yürürlükteki anayasasını değiştirmeye çabalama sürecidir.Yakın geçmişte yaşananlara karşın, yine de o metinle bu noktaya gelindiği için meşruluğunun ve geçerliğinin ister istemez kabul edilmesi gereken bir anayasa söz konusu. Değiştirme kuralları da kendi içinde yazılı. Ancak, bu noktada akılcı davranıp 27 Mayıs sonrasının günlerine dönerek itirazları önleyecek bir yöntem düşünülmelidir. Şimdi onuru kırılmaya çalışılan Silahlı Kuvvetler o zaman, yalnız darbeyi yapan Milli Birlik Komitesi’nce değil, görevde kalmış komuta heyetince de benimsenen ilginç bir anayasacılık yöntemi uyguladı: Kendi yorumlarına göre, bütün yetkiler onlardaydı; hatta “meşruluğunu yitirmiş bir iktidarı devirmeye dayalı” meşruluklarını perçinlemek için Büyük Millet Meclisi’nin yerine geçip o yetkiyle yasalar yapmaktaydılar. Ama, sıra “yeni anayasa” ya gelince öyle davranmayıp duruma özgü daha akılcı bir çare bularak uyguladılar. Hemen isyan etmeyin, her durum farklıdır elbet; ama yine de yakın tarihin o sayfalarına bakmak yararlı olabilir belki. Mümtaz Soysal ŞAMA DÖNÜŞ SAYIN Davutoğlu gibi yetenekli bir kişinin böylesine yanlış bir politikaya uzun süre alet edilebileceği hiç düşünülmezdi. Parti disiplini mi? Çizgisi ne olursa olsun, Başbakan’a mutlak bağlılık mı? ABD’nin övgülerinden ileri gelen bir aldanış mı? İktidar etkisi altındaki diplomatların bürokratik ağırlığı mı? Yoksa düpedüz, ülke çıkarlarını yanlış değerlendirme mi? Şöyle ya da böyle, Sayın Dışişleri Bakanı’nın Suriye konusunda bunca tartışmalı bir tutumu coşkuyla sürdürmesini anlamak güçtür. Yanlışın, tehlikeli ve onarılmaz sonuçlara varmadan, bir an önce değiştirilmesi gerekiyor. Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in Utku Çakırözer’e söyledikleriyle açılan fırsat kapısının şu sırada hemen kapanması, yanlış üstüne yanlış eklemek olur. Bu sütunda defalarca yazıldı: “Arap Baharı” denen ve Afrika kuzeyini yangın yerine çeviren olaya Ankara’nın da karışıp Batılı büyük sermayenin petrol kokulu hesapları için görev üstlenmesi, Türkiye’nin çıkarlarıyla zaten büyük bir çelişki oluşturmaktaydı. Son gelişmeler, bu çelişkinin ülkeyi aşama aşama hiç küçümsenmeyecek bir tehlikenin uçurumuna sürükler gibidir: Şam muhalifi birtakım grupların sanki özgürlük mücahitleriymiş gibi bağra basılması, toplantılarına kucak açılması, “insani yardım” koridoru kurma bahanesiyle komşu topraklara girme gibi bir olasılığın ortaya atılması başka türlü nasıl açıklanabilir? Bereket, başkalarınca kışkırtılan ve ancak asker gücüyle gerçekleştirilebilir türden olan bu hevesler, Silahlı Kuvvetler’in bilinçli ve sağduyulu direnişi sayesinde kursaklardan yukarı çıkamıyor. Ama yine de bir komşunun toprakları konusunda bu çeşit niyetler beslemek ve hatta dile getirmek yakışıksız olmakta. Komşular bizim topraklarımıza ilişkin böyle sözler etseler hoşumuza gider mi? Kısacası, Suriye konusunda değişik ve olumlu bir ulusal tutum oluşturmanın zamanı gelmiş ve geçmek üzeredir. Sonra zor olabilir. Gemiciler bilir; denizleri baştan yararak dalga üstüne gitmek iyidir de, geç kalınırsa dönüş anında büyümüş bir dalga bordadan vurup devirebilir tekneyi. AYDİNLANMA SOYLESİLERİ 21 Nisan 2012 Cumartesi 14.00 BİR DEVİR KAPANIRKEN Prf.Dr.Tülin Aksin YER: BCP Genel Merkezi Mithatpaşa Caddesi No:49/5 Kızılay /Ankara
DUYURU : 4.OLAĞAN BÜYÜK KURULTAY Bağımsız Cumhuriyet Partisi 4. Olağan Büyük Kurultayı 19 mayıs 2012 günü yapılacaktır. Kurultay gündemi, yer ve saati daha sonra yayınlanacak olan resmi duyurda bildirilecektir. İl ve ilçe başkanlıklarınca gerekli çalışmaların ve duyuruların yapılarak azami katılımın sağlanmasını rica ederim. Genel Sekreter.
GENEL SEKRETERİMİZ SAYIN YÜKSEL ARA BAŞARILI BİR KALP AMELİYATI GEÇİRMİŞ OLUP SAĞLIK DURUMU OLDUKÇA İYİ OLUP KENDİSİNE ACİL ŞİFALAR DİLERİZ BCP.GNL.MRK. Mümtaz SOYSAL: | Mümtaz SOYSAL:ÜNİVERSİTE VE POLİS |
|---|
| Mümtaz SOYSAL:ASKERİN DERTLERİ |
|---|
SON Yüksek Askeri Şûra toplantısının bildirisi çok kişiye bilmece gibi gelmiş olabilir. “Harbe hazırlık” sorununun konuşulması, ister istemez “hangi harp?” sorusunu geçirmiştir zihinlerden. Oysa her ülke için askerliğin birinci kuralı, “sulh ve selamet” zamanında “cenge hazır olmak”tır .DEVAMI  
BÜTÜNLEŞME YÖNTEMİ Bu iktidarla yönetiliş eleştirildiğine, anamuhalefet de dahil cumhuriyetçi karşı koyuş dağınık kaldığına ve toparlanma gereksinimi kaçınılmazlaştığına göre, her şeyden önce toparlanışın yöntemini tartışma zamanının geçmekte olduğu kabul edilmelidir. Ortalıkta Meclis”e girmiş iki muhalefet partisiyle Meclise girememiş, hatta bir kısmı seçimlere katılma olanağını bile elde edememiş yaklaşık onu aşkın irili ufaklı parti var. Bunların bir araya gelip durumu birlikte gözden geçirmeleri gerekiyor. Ama ıkili üçlü birleşme girişimleri yerine, toplu bir değerlendirme sonrasında belirlenmiş temel ilkelere göre toplu bir bütünleşmeye geçiş daha doğru olacaktır. Dolayısıyla, partilerin ikişer delegeyle temsil edildiği ve tablonun bütün olarak bakıp izlenecek yolun ona göre kararlaştırılacağı bir toplantı gerekiyor. Partilerden birinin ilk adımı atıp böyle bir düzenlemeyi üzerine alması durumunda bile, daha sonra hangi adımlar atılacağını da o toplantıda belirlemek ve adımların atılmasını sağlayıcı bir temsil kurulunu o toplantıda oluşturmak ufku tam görebilmeyi kolaylaştırır. Ama, asıl güçlük de bu aşamada ortaya çıkar: Kurul, kimlerden oluşmadır? Çünkü, partiler küçük olsa da, iddialar büyüktür. İnsanlar sıradan kişiler değil, tam tersine genellikle omuzlarında ağır sorumluluk taşımış ya da önemli deneyimlerden geçmiş insanlardır. Bu bakımdan, altı-yedi gibi az sayıda üyeden oluşabilecek öyle bir kuruldaki temsil niteliğinin ve güvenirlik derecesinin yüksek olması beklenir. Bu ise, ancak şöyle bir yöntemle sağlanabilir: Toplantıdaki her delege oy pusulasına tercih sırasına göre, isterse kendi partisi de dahil, değişik partilerden beş ad yazmalı ve sonuç her pusulada “beş”ten başlayıp “bir” e kadar inen bir değerlendirmenin ortaya koyduğu rakamlara göre belirlenmelidir. Böyle seçilmiş bir kurul, hem bir araya gelişi ilerletmek, hem de cumhuriyetçi muhalefeti bütünleştirici bağlantıları kurmak için gerekli gücü kendi tabanından alarak ülkenin geleceğini belirlemede etkili olabilecek bir ağırlık kazanmış olacaktır. Mümtaz Soysal TOPARLANMA ÖYLE anlaşılıyor ki, AKP iktidarı ilk ve ortaöğretim sürecini kapsayan bir eğitim planında ısrarlı olacak, en az bütün bir kuşağı etkileyeceği besbelli bir yanlışı yürürlüğe sokabilmek için elinden geleni ardına koymayacak. Planın yanlışlığı eğitim felsefesi ve öğretimin yapılandırılması konusunda bilgi ve deneyim sahibi bütün uzmanlarca vurgulandığı halde, bu ivedilikte ısrarın nedeni nedir? Üstelik, bakanlık çerçevesinde bile tartışılmadan, üniversitelerle eğitim alanındaki meslek kuruluşlarıyla sendikaların görüşü alınmadan, ilgili olabilecek başka bakanlara bile gözü kapalı imzalatılarak Meclis’e sunulmuş bir metin söz konusu olduğu halde? Telaşın nedeni, başkanlık sistemini bir an önce kurup başına geçme hesabı yapmış bir politikacının kendi yeni dönemi için “dindar gençlik” yetiştirmeye hemen başlama sabırsızlığı mı? Politika sahnesinden şu ya da bu nedenle çekilmeden önce partisine ve cemaate en az yarım yüzyıllık bir insan malzemesi ve bir manevi miras bırakma tutkusu mu? Böyle bir çabaya cesaret veren güç Atatürk’ün akla ve bilime dayalı manevi mirasına ters bakmış ve ünlü “Hitabe”den 19 Mayıs törenlerine kadar o mirastan kalan her şeyi yıkma hırsıyla yanıp tutuşmuş bir takımın sinsi desteği midir acaba? Öylesine hastalıklı bir bakışın yetmiş beş milyonluk koskoca bir ulusa egemen olarak onu yolundan şaşırtması, Türklüğe ve hatta aydınlanmış bütün insanlık kesimlerine büyük ihanet olacak. Cumhuriyetçi siyasal muhalefetin 1980’den beri yoğunlaşan bu geriye gidişe engel olamayışı büyük talıhsizliktir. Bu açıdan bakınca şimdiki dağınıklık daha da üzücü ve umut kırıcı olmakta. Muhalefeti toparlayarak ters gidişi değiştirebilecek durumdaki bir CHP’nin, neredeyse yarım yüzyıla yaklaşan bu süreçte tutarsızlık, düşünce kısırlığı, birbirini yeme, içe kapanış ya da dışlayışla ve bula bula “kapımız açık, isteyen gelsin”le yetinmiş olması da umutsuzluğu arttırıyor. Belli ki, cumhuriyetçi muhalefet kırıntılarını toparlayacak bir çabanın başlatılması artık kaçınılmazlaşmıştır. Bunun yöntemini anlatmak ancak başka bir köşeye sığar. Mümtaz Soysal
|